12/31/2007 02:28:00 PM

Ayvacık, Çanakkale


COĞRAFİ VE TARİHİ ÖZELLİKLERİ
*****************************
Ayvacık, sırtını Antik dönemlerin efsaneleriyle beslenen İda Dağı'na (Kazdağı) dayayan; yüzünü birçok efsanenin doğuşuna kaynaklık eden Ege Denizi'ne çeviren yeşilin ve mavinin en güzel tonlarının yaşandığı bir kavşaktır.

Asya'nın ve elbetteki,Anadolu'nun en uç noktası olan Bababurnu ilçe sınırları içindedir. Bababurnu'ndan Midilli Adası yalnızca 4 mildir.İlçenin 78 km' lik uzun bir sahil şeridi vardır. İlçenin yüzölçümü 874 km² dir. Denizden yüksekliği 270 m olan volkanik bir plato üzerinde bulunan ilçe, arazi yapısı bakımından dağlık ve tepeliktir. İlçenin en büyük ovası 30 km² ile Tuzla Ovası'dır. Bunu Kösedere ve Babakale Ovaları izler.

Ayvacık ilçesine bağlı 64 köy ve 2 belde bulunmaktadır. İlçe genelinin nüfusu 30640' tır. Yöre halkı, oldukça zengin bir kültür yapısına sahiptir. Yörük ve Türkmen köylerinde, kendilerine özgü kültürel farklılıklar yaşanmaya devam etmektedir. Ayvacık köyleri, bulundukları mevkilere göre; kuzey tarafına düşen Kaz Dağı eteklerindeki orman köyleri Dere kolu ; güneydoğusuna ,- Küçükkuyu istikametine- düşen köyler Yalı kolu ve güney batısında - Baba Burnu yönünde- bulunan köylerimiz ise, Kıran kolu olarak adlandırılmıştır. Dere kolu köyleri çoğunlukla orman işleriyle ve hayvancılıkla geçimini sağlar. Yalı kolu ise, zeytinciliğin miktar ve kalite olarak yüksek olduğu bölgemizdir. Kıran kolu adından da anlaşıldığı üzere Türkiye ortalamasının çok altında yağış alması sebebiyle ziraata elverişli değildir. Bu köylerimizde küçükbaş hayvancılık ve halıcılık en önemli üretim alanıdır. Yaz ayları geldiğinde Kaz Dağları'na olan göç halen sürmektedir.

Yapımı devam eden Ayvacık barajının ve sulama kanallarının bitmesiyle birlikte yöremizde sulanabilen alan genişleyecek ve uğraşılan zirai konular miktar ve cins itibariyle artış gösterecektir. Dağları denize paralel olarak uzanmakta ve sahil şeridinde olağanüstü güzel koylar birbirini izlemektedir. Son yıllarda yoğun ilgi gören bu koylar, turizm için cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştır.Ekolojik dengeler korunarak turizme açılan bu bölgelerimiz, Ayvacık halkının geleceğinin sigortasıdır. Turizmin yanısıra zeytincilik ve zeytinyağı üretimi, halı dokumacılığı, odun kömürü, peynir ve hayvancılık önemli gelir kaynakları arasındadır.

Ayvacık ilçesinin Edremit Körfezi'ne bakan güney kıyısı Akdeniz ikliminin etkisini gösterirken, iç kısımlara gidildikçe Marmara ikliminin etkisi artmaktadır.

Rivayete göre; Kızılcatuzla kazasına bağlı 15-20 hanelik küçük bir yerleşim yeri olan Ayvalıoba'nın Dere Mahallesinden 1514 yılında Çaldıran Savaşı'na katılan ve ismini bilmediğimiz bir delikanlı, zaferden sonra Osmanlı Ordusu'yla Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'e gider. Tebriz'de bir han avlusunda dinlenirken hanın sahibesi olan Tiflis'li Ümmühan Hatun ile tanışır. Zengin bir dul olan Ümmühan Hatun, askerde ölen kocasına çok benzettiği Ayvalıobalı adsız kahramanla evlenerek oradaki bütün mal varlığını satar ve kasabamıza gelip yerleşir.

Ayvalıoba'ya yerleşen Ümmühan Hatun ve eşi, ilk iş olarak çevredeki Küplü, Doğanlar, Garipçeler, Tekke ve Çaltı obalarını dolaşarak buralarda yaşayanları Ayvalıoba'ya davet etmişler ve bu obaları kaynaştırıp bütünleştirmişlerdir. Ümmühan Hatun, bu sürede köyünün kasaba olmasını sağlamış ve burada beraberinde getirdiği para ile kendi adını verdiği, bugün yeniden yapılmış olan "Ümmühan Hatun" camiini yaptırmıştır. Daha sonra, yaklaşık 10 km mesafeden kasabasına su getirmiş, bir de hamam yaptırarak yerleşen obalara rahat bir ortam sağlamıştır. Ümmühan Hatun bahçesine diktiği ayva ağacının cılız ve cansız olduğunu görerek kasabamıza küçük ayva anlamına gelen "AYVACIK" adını vermiş ve bu ad günümüze kadar ulaşmıştır.

İlçemiz, ilkçağlardan bu yana çeşitli kavimler tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmıştır.Bölgede yaşayan ilk toplulukların Mysyalılar ile Luviler olduğu sanılmaktadır. Ardından Hititler, Lidyalılar ve Persler'in hakimiyetine girmiştir.M.Ö. 334'te Büyük İskender'in aldığı bu bölge, onun ölümüyle Bergama Krallığı'na bağlanmış, daha sonraları ise , Roma ve Bizans idaresine girmiştir.

Selçuklu Beyleri'nden Emir Çaka Bey bugünkü Ayvacıklıların ataları sayılan pek çok Oğuz boyunu (Ahmetli, Çetmi, Karakeçeli, Kızılkeçeli...vb.) bölgeye yerleştirmiştir. Bu boylar, Haçlı Seferleri sırasında bölgeden geçen Haçlı ordularına karşı koy-muşlardır. 1296'da Balıkesir'i başkent yaparak beyliğini kuran Çaka Bey Bayramiç, Ezine ve Ayvacık civarını da topraklarına kattı. Karesi Bey'in ölümünden sonra başlayan taht kavgalarından faydalanan Osmanlılar, I. Murat zamanında Ayvacık bölgesini alarak yarım asır süren Karesi hakimiyetine son vermişlerdir. Karesi Bey'in kurduğu Kızılcatuzla kazası I. Murat devrinden itibaren bölgenin merkezi haline gelmiştir. Fakat ulaşım güçlüğü sebebiyle ilçe merkezi, 1876'da Ayvalıoba'ya (bugünkü Ayvacık) nakledilmiştir.

Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanlılar, 28 Mayıs 1919'da deniz yoluyla gelerek Ayvacık'ın işgaline başladılar, 4 Temmuz 1920'de Ayvacık merkezini ele geçirdiler. Milis kuvvetleri oluşturarak direnişe geçen Ayvacıklılar, Hafız Ahmet Hamdi Efendi başkanlığında Ayvacık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdular ( Ahmet Hamdi Efendi ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Biga Sancağı'nı temsilen katılan üç milletvekilinden biridir.). Büyük Taarruz sonrasında, 18 Eylül 1922'de kaçan Yunan birliklerini takip eden Reşat Bey komutasındaki Milli Kuvvetlerimiz, 21 Eylül 1922'de Ayvacık'ın işgaline resmen son vermişlerdir.1876'da ilçe olan Ayvacık, 1926'da Ezine'ye bağlanmış, 1928'de Milli Mücadele'ye katkılarından dolayı, tekrar müstakil ilçe haline getirilmiştir. Ayvacık ilçesi, her ne kadar Türkiye'nin ve Asya 'nın en batı noktasında bulunsa da pek çok hizmet ve ekonomik kalkınma açısından maalesef istenilen duruma erişememiştir.Ayrı ayrı uğraş alanı olarak oldukça fazla dal olmasına rağmen, bunlar küçük birer aile işletmesi olma sınırının ötesine geçememiştir.

TARİHİ YERLERİ
**************
APOLLO SMİNTHEUS TAPINAĞI
*************************
Apollo Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Gülpınar Beldesi'nin kuzey-batısıyla, kuzey doğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde Bahçeler-içi olarak adlandırılan mevkide yer alır.

Su yönünden zengin olan bu yöre, yeraltı kaynak suları ile beslenmekte; büyük olasılıkla antik çağlarda oluşturulan yeraltı kanalları ile ana merkeze aktarılmaktadır. Tapınağın yapıl-dığı Hellenistik çağda da yörede suyun bol olması Apollon kültünün bir simgesidir. Çünkü; tanrı Apollon kehanette bulunmak için her zaman suya gereksinim duymuştur.Tapınağın bu alanda kurulmuş olması da bu nedenle olmalıdır.

Arkeologlar, mimarlar ve sanat tarihçileri için Hellenistik Çağ (M.Ö.330-30) ve mimarisi çok sevilen ve ilgi duyulan bir konu olarak karşımıza çıkar. Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağı da Hellenistik dönem için konusunu Homeros'un Ilyada Destanı'ndan alan kabartmaları yanında mimarî tasarım ve stili ile dikkatleri üzerinde toplar.M.Ö.150 yıllarında Ion stilinde yapılan tapınak, kuzey-batı Anadolu'da, Troas bölgesinde bugün için tek örnektir. Tapınak'ta Hellenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plân tasarımı kullanılmıştır.Ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi yer alır. Tapınağın ölçüleri; dar yüzler 23.20 metre, uzun kenarlar ise 41.65 metredir.Alt yapısında üç farklı tür taş kullanılmıştır. Temel, yöreye özgü volkanik tüf taşından yapılmıştır. Üzeri, çevrede çok görülen andezit-bazalt taşı ile kaplıdır. Temel ve 11 basamağın en son kaplaması mermerdir. Mermer bloklarla döşenen kutsal alan, üç odadan oluşur. Bunlar; giriş sırasıyla, pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) tur.Naos'ta, Paroslu heykeltraş Skopas'ın yaptığı ve 110 cm'lik bacak parçası ele geçen, tanrı Apollon'un heykelinin yer aldığı bilinmektedir.

Alexandria Troas Helenistik Çağ sikkelerinde görülen ve antik kaynaklarda bahsi geçen tanrı Apollon'un tapınak cephesinde duran, adını aldığı fare-smintheus'a basar biçimde tasvir edildiği sanılan kutsal heykeli olasılıkla, 5metre boyundadır.

Stylobat denilen plâtformda yer alan ve Anadolu Attik tipi bir kaide üzerinde yükselen 44 adet sütunun her biri üst üste konmuş 7 parçadan (tamburdan) oluşur. Yedinci sütun tamburu, boğa başı-çelenk süsleri veya mitolojik insan figürleri ile bezelidir. Bu son tamburun üzerine gelen başlık, Ion stilinde yapılmıştır. Sütunların üzerinde üst yapı elemanları olarak sırasıyla, inci dizisi ile süslü arşitrav (baştaban) ile friz adı verilen ve üzerinde,Yunanlılar ile Troialılar arasındaki Troia Savaşları'nı anlatan mitolojik konuları içeren kabartma bloklar yer alır. Yapı, daha sonra diş sırası (dentil), saçak (geison), üçgen alınlık (pediment) ve kırma çatı ile son bulur.Tapınak, yaklaşık olarak 5 katlı (15 metre) bir apartman yüksekliğindedir. Marmara Adası mermerinden inşa edilen tapınağın mimarı ve yaptırıcısı bilinmemektedir.Ilyada anlatımları, çeşitli çağlarda vazolar üzerinde, duvar resimlerinde, mermer lahitlerde betimlenmiştir. Ancak bir tapınakta, ilk kez olarak Gülpınar Apollo Smintheus kutsal alanında karşımıza çıkar.

ASSOS
*****
Ayvacık'ın sahil köylerinin en önemli özelliği Adatepe'den başlayarak kıyıya paralel uzanan tepelerin deniz gören yüksek kesimlerinde yerleşmiş bulunmasıdır. Behram (Assos), Ayvacık'ın güneyi boyunca bir gerdanlık gibi dizilen köylerimizin ortasında adeta bir elmas gibi gözleri kamaştıran güzelliği ile boy göstermektedir. Dünyada antik şehir kalıntısı içinde yaşamaya devam eden biricik köydür.

Assos, Eski Anadolu'nun batısında, Troas bölgesinin güney kıyısında, 238 metre yükseklikteki bir bazalt tepesi üzerine kurulmuş antik bir şehirdir. Örenleri, Behram Köyü civarında görülmektedir. Tepenin kuzey eteğinde, Satnioeis (Tuzla Çayı) akmaktadır.

Assos, Lesbos (Midilli) adasındaki Methymna şehrinden gelen Aioller tarafından kurulmuştur. M.Ö.560-547'de Lydialılar'ın, M.Ö.547-479'da Persler'in egemenliği altında bulunmuştur. Bağımsızlığa kavuştuktan sonra Attika Deniz Birliği'nin bir üyesi olmuştur. M.Ö.405'te Assos'ta oligarşik bir hükümet kurulmuştur. M.Ö.366 yılında Phrygia satrabı Ariobarzanes, Pers Kralı'na karşı ayaklandığı zaman, büyük bir banker ve işadamı olan Eubulos Ariobarzanes ile bir olarak Atarneus'tan Assos'a kadar bütün kıyı bölgesini elde etmiştir. Ariobarzanes'in düşmanları Lydia satrabı Autophradates ve Karia satrabı Maussollos, Assos'u muhasara ettikleri zaman, Eubulos, şehri başarı ile savunmuştur. Sonunda Sparta Kralı Agesilaos'un işe karışmasıyla kuşatma kaldırılmıştır.

M.Ö.350 yılında Assos'un idaresi Hermias'ın eline geçmiştir. Hermias, Eubulos'un bir hadım kölesidir; fakat çok kabiliyetli olduğu için, Eubulos onu öğrenim için Atina'ya göndermiştir. Hermias, orada Eflatun'un öğrencisi olmuş ve Aristo ile dostluk kurmuştur. Anadolu'ya döndükten sonra, hem para hem de devlet işlerinde Eubulos'un ortağı ve arkadası olmuştur. Hermias, Assos şehrini Eflatun'un öğrencileri olan Erastos ile Koriskos'a hediye etmiştir; onlar da orada bir felsefe okulu kurmuşlar, devlet idaresinde de Hermias'a etki yapmışlardır. Eflatun'un ölümünden sonra, Hermias'ın daveti üzerine Aristo, Ksenokrates ile beraber Assos'a gelmiş ve orada ilk felsefe okulunu kurmuştur. Bu şekilde Assos, Aristo'nun orada kaldığı üç yıl zarfında (347-345) Yunan tefekkür hayatının önemli bir merkezi olmuştur. Kıstoa Okulu'nun ikinci başkanı olan Kleanthes (330,231) Assos'ta doğmuştur.

Hermias'ın ölümünden sonra (M.Ö.342) Assos, yine Persler'in egemenliği altına girmiş, M.Ö.334'te Büyük İskender tarafından kurtarılmış, ondan sonra bütün Troas bölgesi gibi, muhtelif hükümdarların egemenliği altında bulunmuş, sonra Bergama Kralları'nın ve bütün Bergama Krallığı ile beraber M.Ö.l33 yılında Romalıların eline geçmiştir. Assos adı, tarihte bundan sonra geçmemekle beraber önemini kaybetmemiştir. Assos'a Bizans zamanında Makhramion adı verilmiştir, bugünkü adı Behram, oradan gelmektedir.

Assos'un önemi, özellikle Aleksandreia Troas'tan, Adramytteion'a, oradan da Bergama'ya kadar giden yola hâkim olmasındandır. Bu yüzden, şehir ilk zamanlardan beri iyice tahkim edilmiştir. Büyük bir kısmı iyi korunmuş olan surlar ve kapıları, M.Ö.IV ve III. yüzyıllarda yapılmıştır; bunlar Yunan tahkimat sanatının parlak bir örneği sayılabilir. Öbür binalar arasında özellikle şehir tepesinin en yüksek noktasında bulunan Athena Tapı-nağı'nın önemi, anılmaya değerdir. Bundan başka bir tiyatro, bir gymnasion ve agoranın kuzey kenarındaki bir stoanın örenleri de vardır. Deniz kenarından hala eski dalgakıranın kalıntıları görülebilmektedir. Batı Akropolis' te ise her iki kenarında da mezarlar bulunan bir sokak göze çarpmaktadır. Ayrıca birçok mezar anıtı da bu sokakta yer almaktadır.

Athena Tapınağı'nın yükseldiği tepeden denize bakıldığında antik iskelenin su altındaki kalıntıları rahatlıkla görü-lebilmektedir. Lesbos (Midilli) ile Assos ara-sındaki dini ve siyasal bağ düşünüldüğünde; buranın işlek bir liman olduğunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Bugün batık olan antik limanın yerine yapılmış olan iskele, tarihteki eski hareketliliğini kaybetmişse de , güzelliğiyle ziyaretçilerini büyülemeye devam etmektedir. İskele, seksenli yıllara kadar palamut sevkiyatında, burada bulunan yapılar da palamut ambarı olarak kullanılmakta iken, günümüzde her ikisi de turizm amaçlı faaliyet göster-mektedir.Palamut yüklü deve kervanlarının yerini, dünyanın dört bir yanından akın akın gelen turist konvoyları almaktadır.

ALINTIDIR...

12/23/2007 12:52:00 AM

BURSA ULUDAĞ


Uludağ, Olimpos Dağı olarak da bilinir. Bursa ili sınırları içinde, 2.543 m yüksekliği ile Türkiye'nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi olan dağ.

Antik çağın ilk tarihçilerinden Heredot (İ.Ö 490-420) yazdığı Heredot Tarihi isimli kitabında Uludağ, Olympos olarak geçer ve Olympos'ta Lydia kralı Kroisos'un oğlu Atys'in yaşadığı trajediyi anlatır. Heredot'tan 400 yıl sonra Amasya doğumlu coğrafyacı Strabon (İ.Ö 64-İ.S 21) yazdığı 17 kitaptan oluşan Coğrafya isimli kitabında Uludağ, Olympos ve Mysia Olympos'u olarak geçer. Strabon; Mysia isminin aslının Lydia'lılarda gürgen ağacı anlamına gelmektedir. Roma İmparatorluğu'nda resmi din hıristiyanlık olduktan sonra Uludağ'da 3. yüzyıldan sonra keşişlerin yaşadığı ilk manastırlar kurulmaya başlanmış ve manastırlar 8. yüzyılda sayıca en üst seviyeye çıkmıştır. Uludağ'da Nilüfer nehri ile Deliçay arasındaki vadi ve tepelerde 28 manastır kurulmuştur. Orhangazi Bursa'yı uzun bir kuşatmadan sonra teslim almış ve dağdaki keşişlerin yaşadığı manastırların bir kısmı terk edilirken, bazılarının yerlerine Doğlu Baba, Geyikli Baba, Abdal Murat gibi müslüman dervişlerin inziva yerleri olmuştur. Orhangazi Bursa'yı teslim aldıktan sonra Türkler dağa Keşiş Dağı ismini vermişlerdir. 16. yüzyılda Bursa'ya gelen Alman seyyah Reinhold Lubenau Uludağ'ın Türklerin eline geçtikten sonra keşişlerin sadece gündüzleri ibadet için dağa çıktıkları ve manastırların harç kullanılmadan taş duvarlarla yapıldığını belirtir.

Marmara Bölgesinin en yüksek dağı. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Uludağ'ın uzunluğu 40 km'yi bulur. Genişliği ise 15-20 km'dir. Toplu ve heybetli bir görünüşe sahip olan bu dağın Bursa'ya bakan yamaçları kademeli, güneye Orhaneli'ne bakan tarafları ise düz ve daha diktir. En yüksek noktası Uludağ Tepe'de 2.543 m'dir. Dağın kuzey tarafında Sarıalan, Kirazlı, Kadı, Sobra yaylaları vardır.

Uludağ'ın yüksek yerlerinde eski buzullara ait izlere raslanmaktadır. Karatepe'nin kuzeyindeki Aynalıgöl, Karagöl ve Kilimligöl buzul gölleri bu izlerin en önemlileridir. Bu göllerin mavi berrak suları, hemen aşağısında başlayan yemyeşil çam ormanları, yükseklerdeki beyaz kar yığınları buraların güzelliğine güzellik katmaktadır.

Etrafındaki çöküntü sahalarının cevresinde yükselen Uludağ'da tabakalar arasında yer yer maden ve maden damar yataklarına rastlanmaktadır. Türkiye'nin önemli volfram yatakları buradadır. İklimi, yüksek dağ özelliğindedir. Yükseklere çıkıldıkça kar yağışı ve miktarı fazlalaşır. Yüksekliğe bağlı olarak da ısı azalır. Dağın doruk noktasındaki karlar yaz kış erimez. Bazı yerlerde kar kalınlığı iki metrenin üzerine çıkmaktadır. Uludağ'dan kaynaklanan derin vadiler içindeki pekçok dere, Nilüfer Çayı ile Göksu'ya ulaşırlar.

Uludağ modern dağ tesisleri, teleferiği Bursa'nın hemen yanında olması ile dağ ve kış turizminin merkezi olmuştur.Türkiyenin en büyük kayak merkezidir.Yol durumunun uygunluğu, her mevsim kar bulunması, eşsiz manzaraları buraya turist çekmektedir. Dağın doruk noktasından açık havada İstanbul, Marmara ve civar yakın yerlerin görünmesi buraya ayrı bir özellik vermektedir. Doğu, kuzey eteklerinin Bursa Ovasına yakın yerlerinde sıcak su kaynaklarının bulunmasından burada kaplıcalar meydana gelmiştir. Bursa'nın Çekirge semtindeki bu kaplıcalar pekçok hastalığa şifa olmaktadır.
İKLİMİ
========
Dağın iklimi alt kademelerden zirveye doğru kademeli değişimler göstermektedir. Alt kademelerdeki Akdeniz iklim tipi, zirveye doğru nemli mikro termik iklim tipine dönüşürken, kışları yüksek rakımlarda buzlu iklim görülür. Doğu Akdeniz iklim grubunun birinci familyasında yer almaktadır. Kar yağışlı günler yıllık 66,7 gün, kar ile örtülü günler yıllık 179,2 gündür.
_________________________________________________________________


Uludağ, the ancient Mysian Olympus, is a mountain in Bursa Province, Turkey, of altitude 2,543 m. It is a favourite center of winter sports, including skiing, and a national park of rich flora and fauna. Summer activities, such as trekking and camping, also are popular.

Turkish Uludağ means "Great Mountain", but in colloquial Turkish, the mountain is called Keşiş Dağı, "Mountain of Monks". It is said that Homeros used to refer to Mt. Uludağ as Olympos Misios or Bithynik Olymp .[citation needed] According to the legends, it is said that Trojan wars used to have been watched by the Apollon and the other Greek Gods .[citation needed] In the Roman Empire and Hellenic periods, Mt. Uludağ a place of seclusion for early Christian monks.[citation needed]

Mt. Uludağ is the highest mountain of the Marmara region. Its highest peak is Kartaltepe 2543 meters high. To the north are high plateaus: Sarıalan, Kirazlıyayla, Kadıyayla, Sobra.


Abandoned wolfram mine near the summitThere is an abandoned wolfram mine near the summit. The mine and the integrated plant which were built in 1974 for 60 million dollars, were eventually closed in 1989 due to high production costs.

Uludağ National Park Turkey
============================
The highest area in western Anatolia, Uludağ is easily ascended by car or cable-car. The park is about 22 km south of Bursa and is signposted from there. Bursa can be reached by road from Istanbul. The cable-car ascends from Bursa and has an intermediate stop in the alpine meadows of Kadiyayla at about 1000 m elevation. It ends at Sarialan at about 1630 m.

Habitats of the park range from maquis on the lower slopes, through deciduous woodland and beech and fir forest to alpine meadows at the highest levels. It is a refuge for mountain birds, such as Lammergeier and other vultures, Golden Eagle and more than 20 other raptor species. Other high-altitude species include Alpine Accentor, rock thrushes and choughs. The area is also good for eastern specialities such as Isabelline Wheatear, and, at almost the most westerly points of their range, Red-fronted Serin and Krüper's Nuthatch. The dense fir forest holds Short-toed Treecreeper, Common Crossbill and Tengmalm's Owl, a rare and very local bird in Turkey. White-backed Woodpecker has been seen. The rare and local butterfly, Parnassius apollo graslini, is found on Uludag and the area has much of interest to botanists, with colourful pink primroses, Primula vulgaris var sibthorpii; Leopard's-bane, Duronicum orientalis; crocuses: the purple Crocus siberi and yellow Crocus flavus; and grape hyacinths, Muscari racemosum.

12/18/2007 09:13:00 AM

Kız Kulesi


İstanbul'un sembolü olan Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.

Üsküdar'ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder: "Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşundur. Sathı mesehası ikiyüz adımdır. İki tarafına bakan yerde kapısı vardır."

Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın mühim kısımları Fatih devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş taşlarla kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmut’un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.

İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi...

Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy'den sandallarla yapılmaktadır.

Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine(o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içinde bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.

Antik Çağ'da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da "Tour de Leandros"(Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

EFSANELER
===========
Kız Kulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero, Afrodit'in rahibelerindendir ve aşkla yasaklıdır. Hero yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye yüzerek gelmesi ile aşklarını kutsarlar.

Kız Kulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun, Leandros'un yolunu bulması için yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularında boğulur. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini boğazın serin sularına bırakır.

Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı bir "Yılan" hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızının onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

En son anlatılan hikaye ise Osmanlı dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kız Kulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Evliya Çelebi’nin notlarına göre Battal Gazi İstanbul’u Bizans’ın elinden almak için Emevi ordularıyla birlikte gelir, Kız Kulesi önündeki kıyıya mevzilenir. Bir süre sonra Battal, İstanbul’un Asya kıyılarında kontrolü ele geçirince dönemin İstanbul tekfuru kızını ve hazinesini Kız Kulesine saklar ama Battal Gazi çoktan tekfur kızına gönlünü kaptırmıştır. Bir gece Kız Kulesine girmeyi başarır. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. Daha sonra Tekfur'un kızını Afyon'a kaçırır ve bir kaleye yerleştirir. Fakat bir gece Battal Gazi kalenin dışında uyurken, kaledeki sevgilisi düşman askerlerinin geldiğini görür ve Battal'ı uyandırmak için taş atar ama ne yazık ki o taş Battal'ı şehit eder.Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız Kulesi ismini vermişlerdir.
______________________________________________________________________

Maiden's Tower (Turkish: Kız Kulesi), also known in the ancient Greek and medieval Byzantine periods as Leander's Tower (Tower of Leandros), sits on a small islet located in the Bosphorus strait off the coast of Üsküdar in Istanbul, Turkey.

HİSTORY
========
Maiden's Tower was first built by the ancient Athenian general Alcibiades in 408 BC to control the movements of the Persian ships in the Bosphorus strait[1]. Back then the tower was located between the ancient cities of Byzantion and Chalcedon. The tower was later enlarged and rebuilt as a fortress by the Byzantine emperor Alexius Comnenus in 1110 AD, and was rebuilt and restored several times by the Ottoman Turks, most significantly in 1509 and 1763[2]. The most recent facelift was made in 1998. Steel supports were added around the ancient tower as a precaution after the 17 August 1999 earthquake.

Used as a lighthouse for centuries, the interior of the tower has been transformed into a popular café and restaurant, with an excellent view of the former Roman, Byzantine and Ottoman capital. Private boats make trips to the tower several times a day.

LEGEND
======
There are many legends about the construction of the tower and its location. According to the most popular Turkish legend, a sultan had a much beloved daughter. One day, an oracle prophecised that she would be stung to death by a venomous snake bite on her 18th birthday. The sultan, in an effort to thwart his daughter's early demise by placing her away from land so as to keep her away from any snakes, had the tower built in the middle of the Bosphorus to protect his daughter until after her 18th birthday. The daughter was placed in the tower, where she was frequently visited only by her father.

On the daughter's 18th birthday, the sultan had her brought a basket of exotic sumptouous fruit as a birthday gift, delighted that he was able to prevent the prophecy. Upon reaching into the basket, however, an asp that had been hiding amongst the fruit bites the young woman and she dies in her father's arms, just as the oracle had predicted. Hence the name Maiden's Tower.

The older name Leander's Tower comes from another story about a maiden: the ancient Greek myth of Hero and Leander. Hero was a priestess of Aphrodite who lived in a tower at Sestos, at the edge of the Hellespont (Dardanelles). Leander (Leandros), a young man from Abydos on the other side of the strait, fell in love with her and would swim every night across the Hellespont to be with her. Hero would light a lamp every night at the top of her tower to guide his way.

Succumbing to Leander's soft words, and to his argument that Aphrodite, as goddess of love, would scorn the worship of a virgin, Hero allowed him to make love to her. This routine lasted through the warm summer. But one stormy winter night, the waves tossed Leander in the sea and the breezes blew out Hero's light, and Leander lost his way, and was drowned. Hero threw herself from the tower in grief and died as well. The name Maiden's Tower might also have its origins in this ancient story.

Due to the vicinity and similarity between the Dardanelles and the Bosphorus, Leander's story was attributed to the tower by the ancient Greeks and later the Byzantines.

NOT...ALINTIDIR

12/17/2007 01:48:00 AM

ÇANAKKALE


Çanakkale, Çanakkale ili'nin merkez ilçesidir. İlçe merkezinde nüfus 80,000 dolaylarında olup köy ve beldeler ile nüfus 104,000'i bulmaktadır. İstanbul gibi boğaza sahip olmasına rağmen nüfusu oldukça azdır. Marmara'nın en küçük il merkezi nüfusunu barındıran ildir.

TARİHÇE
========
Antik çağdan kalan Troya kalıntıları il sınırları içerisindedir. Karesioğulları ile Türkleşmeye başlayan yöre; daha sonra Osmanlı'ya katılmıştır. Osmanlılar Trakya'ya Çanakkale üzerinden geçmişlerdir.

İlin eski merkezi aslında Biga olup, Cumhuriyet döneminde, kazanılmış olan başarılardan dolayı ilin ismi ve merkezi Çanakkale olarak değiştirilmiştir. İlin isminin kökeni ise yörede çok gelişmiş olan çanak - çömlek zanaatinden gelir. Şehrin iki simgesi hâline gelen Kale-i Sultaniye ile çanakçılık özdeşleşince de şehir Çanakkale olarak adlandırılmaya başlanmıştır.


KÜLTÜR
========
Çanakkale, binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış, gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır. 70'li yıllardan itibaren ile yapılmaya başlayan ticarî yatırımlarla ildeki geleneksel toplum yapısı yerini hızla modernize olmuştur. Ticarî yatırımlarla ile ulaşım kolaylaşmış ve şehrin görünümünün değişmesi böylece başlamıştır. Bugün Çanakkale Türkiye'nin en modern çevrelerindendir. Geniş kaldırımları, temiz caddeleri, bakımlı binaları ile örnek bir şehirdir. Henüz altyapısı tam oturmamışsa da kültürel anlamda Çanakkale ili Türkiye'de önde gelen çevrelerdenidr. Toplumda çekirdek aile yaygındır. Toplum, Türkmenler, Pomaklar, Yörükler, Bulgaristan göçmenleri ve az sayıda Kumuk Türkleri ve Çerkez ile Boşnak'tan oluşur. Boşnak ve Yörükler genelde tarım ile uğraşırlar. Fakat halk etnik yapıya göre ayrılmamış birlik içinde yaşamaktadır. Fakat her toplum kendi kültürel yapısını korur. İl ve ilçe merkezlerinde büyük ölçüde modern giyim örnekleri benimsenmiştir. Kırsal kesimden gelen bayanlar, beyaz Yemenî adı verilen eşarp ve şalvar ile siyah naylonumsu kumaştan pardesü giyerler, kırsal kesim erkeklerinde ise baskın giyim türü, pantolon, ceket ve kaskettir. Yörede erkeklerin şalvar giydiği pek görülmez. Yöre mutfağı ise birbirinden lezzetli tatlara sahiptir. Çanakkale mutfağını anlatacak kilit sözcükler; şarap, zeytin, sardalya, peynir helvası ve keşkektir. Adalar bağcılık ve şarapçılık konusunda başı çekmektedir.
_________________________________________________________
Çanakkale (IPA: [ʧɑˈnɑkːɑle]), is a town and seaport in Turkey, in Çanakkale Province, on the southern (Asian) coast of the Dardanelles (or Hellespont) at their narrowest point.

Çanakkale Province, like Istanbul Province, has territory in both Europe and Asia. Ferries cross here to the northern (European) side of the strait.

Çanakkale is the nearest major town to the site of ancient Troy. The "wooden horse" from the 2004 movie Troy is exhibited on the seafront.

History
=======
The city which hosted many civilizations; had been inhabited by the natives who had lived on Biga Peninsula in the Last Chalcolithic Age believed to have started 6000 years ago. However, those natives are unknown. According to some excavations and research, the earliest settlements in the region were set up at Kumtepe. It is supposed that Kumkale was set up in 4000 B.C and Troy was set up between 3500–3000 B.C. The real history of Çanakkale started with Troy. It was the brightest cultural center of its time during 3000–2000 B.C.

Later the Aeolians had settled on that important land in the 8th century B.C. they founded many trade colonies in the region called Aeolis. The region went under the control of the Lydians in the 7th century B.C and under the control of the Persians in the 6 th century B.C. Aeolis went under the control of the Macedonians as Alexander the Great defeated the Persians by the Granicus River of the region in the Battle of the Granicus on his way to Asia. The region went under the reign of the Kingdom of Pergamon in the 2nd century B.C.

The western part of the Biga Peninsula where Troy was stiuated was called Troas. Alexandria Troas, an important settlement of the region, was a free trade port and a rich trade center during Roman times. Later in the 2nd cenury A.D., the region was attacked by Goths from Thrace. The Dardanelles gained more strategic importance. The Gallipoli Peninsula was attacked by the Thins in the 5th century and by the Uyghurs in the mid-6th century. During the 7th and 8th centuries, in order to attack Constantinople (modern İstanbul) the Arabs passed the Strait a few times and came up to Sestos. In the beginning of the 14th century the Cathons became dominant in the Gallipoli part and Karesioğulları dominated the Anatolian part. During the first half of that century Demirhan Bey from Aydınoğulları attempted to dominate the region. The Ottomans gained control of Galipoli in 1367.

The 'Chanak Crisis' of 1922 centred around a British and French force stationed at Çanakkale after the defeat of the Ottoman Empire. The new Turkish Republic demanded their withdrawal. Lloyd George wanted to fight the Turks but most Britons refused to support him.

12/15/2007 01:49:00 AM

Kıbrıs (K.K.T.C.)


Kıbrıs Akdeniz'de bir adadır (Yunanca:Κύπρος,Kýpros) Kuzeyinde 65 km mesafe ile Türkiye, doğusunda 112 km mesafe ile Suriye, 267 km ile İsrail, 162 km ile Lübnan; güneyinde 418 km ile Mısır; batısında ise 965 km ile Yunanistan yer almaktadır.

Kıbrıs, Akdeniz'in Sicilya ve Sardinya'dan sonra üçüncü büyük adasıdır. Kıbrıs adası 30.33 ve 35.41 enlemleri ve 32.23 ve 34.55 boylamları arasındadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yüzölçümü 3.355 km²dir. Yaklaşık olarak ada sahillerinin yarısı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisindedir.

Ekilebilen % 45 lik verimli arazinin % 20 si sulanmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti genelinin % 20 si ormanlık olup yoğun bir ağaçlandırma programı devam etmektedir.

Bir süre Hitit egemenliğinde kalmış. Yunanistandaki Akalar tarafından kolonileştirilmiş daha sonrada sırasıyla Roma ve Bizans yönetimine girmiş. 1571 yılında Türkler tarafından fethedilmiş, 1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu'ndan yıllık 500,000 Amerikan doları karşılığında kiralayan İngilizler tarafından 1914 yılında işgal edilmiş, 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bağımsızlık kazanmış, 1974'de Yunan darbesi ertesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı sonucu adada iki ayrı devlet oluşmuştur. Nüfusun yaklaşık %74'ü Yunan (Rum), %26'sı Türk'tür. En büyük şehir Lefkoşa'dır.

Günümüzde ada iki ayrı cumhuriyet tarafından yönetilmektedir: Bunlar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi'dir

İKLİMİ
=======
Kıbrıs'ın iklimi tipik bir Akdeniz iklimidir. Yazları uzun ve kurak, kışları kısa ve yağmurludur. Yıllık ortalama sıcaklık 19ºC'dir (66ºF). Yaz ortası sıcaklık 40ºC (105ºF) civarında seyretmektedir ve Akdeniz'deki en sıcak deniz olarak ortalama 21ºC'dir (75 Fº). Kışın hava oldukça yumuşaktır ve yıllık ortalama 500mm yağmur düşmektedir.Adanın batı yakası doğusundan daha çok yağış alır.

BİTKİ ÖRTÜSÜ
=============
Yaprağını dökmeyen, çamgiller, turunçgiller, zeytingillerin yanı sıra makilik, yaprağını döken ağaç, bodur ağaççıklar, ağaç ve çalılıklarla değişik çiçek türleri Kıbrıs'ın genel bitki örtüsünü oluşturur.Kıbrısın bitki örtüsünün adı makidir.

FLORA
======
Kıbrıs'ın eşsiz Akdeniz iklimi doğal zenginliğin oluşmasında büyük bir etken olmuştur. En yaygın orman tipi ağaç türleri çam, servi, meşe ve sonradan adada yetiştirilen okaliptüstür. Kıbrıs'ta 150'ye yakın değişik türde Gramineae out dahil, doğal olarak yetişen tahmini 1900 çeşit çiçekli bitki bulunmaktadır. Dünyada bilinen orkide türlerinden 30'u sadece Kıbrıs'ta yaşamaktadır.

Dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan ve yalnız Kıbrıs'ta yetişen 19 bitki türü bulunmaktadır.
ALINTIDIR...

12/12/2007 08:48:00 AM

Hasankeyf, Batman


Hasankeyf, tarihdeki önemini Artuklular'ın 1101 yılında buraya hakim olması ile kazandı. Bu tarihten itibaren o günkü ismi ile Hısn Keyfa, Orta Çağ'ın önemli şehirlerinden biri oldu. Artuklular, bölgenin idaresinde zaman zaman söz sahibi olduklari gibi, Hasankeyf'te de önemli eserler bıraktı.

Kuzeyden güneye kıvrılıp giden Dicle nehri üzerinde yer alması ve o günlerde ticaretin önemli bir kısmının nehir yoluyla yapılması nedeniyle Hasankeyf, ticari ve ekonomik olarak da gelişti.

Hasankeyf'i Artuklular'dan alan (1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam hakim olamadan Moğol istilasi ve harabiyeti ile karşılaştı. Birçok yerleşim yeri gibi burası da altüst oldu.

Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. yüzyıl başlarından itibaren Hasankeyf'i yeniden imar etmeye başladı. Özellikle bugün Hasankeyf'te bulunan birçok eserde imzası bulunan Eyyubiler'in, Sultan Süleyman zamanında bu imar faaliyeti zirveye ulaştı. Hasankeyf, bu yıllarda tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı.

Nihayet Osmanlılar'ın gücüne karşı direnemeyen, Safeviler'in baskıları ve iç hesaplaşmalarla iyice yıpranan Eyyubiler, 1515 yılında burayı Osmanlılar'a bıraktı. Bu tarihten itibaren şehir, tarihi önemini kaybederek günümüze geldi.

12/11/2007 01:53:00 AM

Venice (Venedik)


Venice (Italian: Venezia, Venetian: Venezsia, Latin: Venetia) is a city in northern Italy, the capital of region Veneto, and has a population of 271,251 (census estimate January 1, 2004). Together with Padua, the city is included in the Padua-Venice Metropolitan Area (population 1,600,000). Venice's nicknames include "Queen of the Adriatic", "City of Water", "City of Bridges", and "The City of Light".

The city stretches across 117 small islands in the marshy Venetian Lagoon along the Adriatic Sea in northeast Italy. The saltwater lagoon stretches along the shoreline between the mouths of the Po (south) and the Piave (north) Rivers. The population estimate of 272,000 inhabitants includes the population of the whole Comune of Venezia; around 62,000 in the historic city of Venice (Centro storico); 176,000 in Terraferma (literally firm land, the areas outside the lagoon), mostly in the large frazione of Mestre and Marghera; and 31,000 live on other islands in the lagoon.

The Venetian Republic was a major maritime power and a staging area for the Fourth Crusade, as well as a very important center of commerce (especially silk, grain and spice trade) and art in the Renaissance and up to the end of the 17th century.

_____________________________________________________

Venedik, Kuzey İtalya'nın doğusunda Adriyatik denizi kıyılarında karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demiryolu köprüsü ile bağlanan, yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehirdir. Venedik'te adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprü bulunur.

Venedik, tarih boyunca Avrupa´nın en önemli ticaret başkentlerinden biri olmuştur. Venedikliler, Türklerden ve Araplardan öğrendikleri sayı sistemi ile ticaret aritmetiğini en üst düzeye çıkarmışlar ve bu nedenle bütün Avrupalı tacirler bu aritmetiği öğrenebilmek için Venedik'te açılan birçok okula gelerek eğitim almışlardır. Venedik nüfusu o dönemlerde 300.000 civarında iken günümüzde 72.000'e kadar düşmüştür ve halen azalmaktadır. Yaşlı nüfusun yoğunlukta olduğu Venedik, artık anakarada bulunan Mestre adı verilen yeni şehre doğru kaymaktadır. Venedik'te yaşayanların %50'den fazlası geçimlerini turizmden sağlamaktadırlar. Bugüne kadarki rekor bir günde 150.000 turisttir. Bu kadar turistik olması ve her şeyin deniz yoluyla taşınması sonucu fiyatlar İtalya'nın geneline göre daha pahalıdır.

Görülecek yerler
Grand Canal (Büyük Kanal) Venedik'e geldiğinizde öncelikli olarak görmeniz gerekenler, Venedik'in ana caddesidir. Venedik'in karaya bağlandığı noktadan kalkan Vaporetto'lardan birine bindiğinizde sizi, bu harika caddeden sürprizlerle dolu bir rüyaya taşıyacaktır. Evet, Grand Canal'da suların üzerinde süzülürken aklınızdan sıkça geçecek bir sorudur bu, acaba rüyada mıyım? Vapurunuz ilerledikçe ne tarafa bakacağınızı şaşırırsınız; bu durumda en iyisi bir gidiş bir de yukarı dönüş turu yapmaktır ki hiçbir şeyi kaçırmayasınız. Öncelikle, Venedik'in kendine has ev mimarisi sizi gülümsetir. Hepsi birbirinden güzel renklere boyanmış suların içinde yüzyıllardır solmayan çiçekler gibidirler ve sanki bunun farkındaymış gibi hepsinin cam içlerinde yine rengarenk çiçekler sizi karşılar. Bir an duraksarsınız bu evlerin kapılarının suya açıldığını farkedince. Grand Canal'dan turunuza devam ederken buraya açılan küçük kanalcıkları görürsünüz, bazıları sadece gondolların girebileceği genişliktedir. Yolunuz her iki yakasında kimisi baston şekerler gibi boyanmış kimi de ham kütük kazıklar görürsünüz ki bunlar teknelerin park yerleridir.

Sular, gondollar, köprüler derken birden bire karşınıza çıkan San Marco Meydanı, katedral, kiliseler , Campanelli, Dükler Sarayı ve diğer ihtişamlı binalar Venedik'in bitmeyen güzellikleri olarak kendilerini gösterir.

Rialto Köprüsü
Venedik kentinin en renkli mekanlarından biridir. Yalnız iki yakayı birbirine bağlamakla kalmaz; aynı zamanda cıvıl cıvıl bir alışveriş mekanıdır. Rialto köprüsünün üzerinde, girişinde ve çıkışında birbirinden güzel cam eşyalar, maskeler, kuklalar, ayakkabı-çanta ve meyve sebzeden tutunda şekerleme ve çöreklere kadar satın alabilecek her şeyi bulabilirsiniz. Bütün bu alışveriş keyfinin ötesinde Rialto Köprüsü'nün üzerinden Grand Canal manzarası bir harikadır.

Günah Köprüsü
Dükler Sarayı ile Yeni hapishane arasında kapalı olarak inşa edilmiş bir köprüdür. İsmini muhtemelen buradan cezaevine giden mahkumların Venedik'e son kez bakmasından almıştır.

12/08/2007 01:00:00 AM

ANTALYA





Antalya (formerly known as Adalia; from Pamphylian Greek: Αττάλεια Attália) is a city on the Mediterranean coast of southwestern Turkey. It is the capital city of Antalya Province. The population of the city is 603,190 (2000 census) but reaches two million in summers at the height of tourism season.[citation needed]

Situated on a cliff over the Mediterranean, Antalya is surrounded by mountains. Developments in tourism, starting in the 1970s, have transformed the city into an international resort. With its airport and central location, Antalya is a gateway for the Turkish Riviera and many historical sites. In 2007, Antalya Airport's number of passengers in international flights surpassed the total amount of Istanbul Ataturk Airport and Sabiha Gökçen International Airport for the first time, officially earning the title of "the capital of Turkish tourism".[2] [3]

Antalya city corresponds to the lands of ancient Pamphylia to the east and Lycia to the west. Antalya has hotel accommodations, a hot climate and places to visit both in and around the city, including traces of Lycian,Pamphylian, Hellenistic, Roman, Byzantine, Seljuk and Ottoman architecture and cultures.

Atatürk claimed that without [a] doubt Antalya is the most beautiful place in the world

___________________________________________________
Antalya, Türkiye'nin güney ucunda, büyük bir bölümü falez ya da yalıyarı olarak adlandırılan traverten bir kaya parçasının üzerine kurulmuş bir şehirdir. Antalya şehri, Antalya ilinin merkezidir.

İçinde bulunduğu bölge, sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz'in en temiz kıyılarından birine sahiptir. Antalya'nın yüzölçümü 20.815 km²'dir. Nüfusu 1990 sayımına göre 1.132.211'dir.

Antalya, Anadolu'nun en bereketli coğrafyalarından birinde, antik Pamfilya, Pisidya ve Likya bölgelerinin kesiştiği bir noktada yer alır. Bereketli coğrafyalara ve birçok kültüre ev sahipliği yapan Kent, tarih boyunca içinde hep değişik kültürleri, değişik sanatları ve değişik mitolojileri yaşatmıştır.

Antalya, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biridir. Turizm, il ve kent merkezi ekonomisini belirler. Antalya aynı zamanda, Türkiye'nin büyük ölçekli göç alan illerinden biridir. Toros'ların güneylerinden kaynaklanan çok sayıda irili ufaklı akarsu, geçtikleri yerlerde ve denize dökülürken şelaleler oluşturur.

Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en önemli Turizm Merkezlerinden biri olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.

12/07/2007 01:24:00 AM

Ölüdeniz, Fethiye

ÖLÜ DENİZ


ON İKİ ADA














Ölüdeniz is a small resort village in the Muğla Province on the South West coast of Turkey on the Aegean Sea to the south and the high, steep sided Babadağ Mountain, 14 km (9 mi) south of Fethiye. The town is a beach resort.

Olu Deniz remains one of the most photographed beaches on the Mediterranean. It has a secluded sandy bay at the mouth of Olu Deniz, on a blue lagoon.[1] The lagoon is a national nature reserve and building is strictly prohibited. Olu Deniz is famous for its shades of turquoise and aquamarine, and is an official blue flag beach, and is frequently rated among the top 5 beaches in the world by Travelers and Tourism Journals alike. The resort is also famous for its paragliding opportunities. It is regarded as one of the best places in the world to paraglide due to its unique panoramic views, and the Baba Dag mountains exceptional height

Ölüdeniz, Muğla ilinin Fethiye ilçesine bağlı bir beldedir. Ölüdeniz kumsalı yüzde seksen iki oyla 2006 yılında dünyanın en güzel kumsalı seçilmiştir.

Belde, turizm açısından oldukça gelişmiştir. Likyalılarda ışık ve güneş diyarı, Ortaçağ'da "Uzak Diyar" olarak tanınır, Anadolu'nun güneybatısında yer alan Teke Yarımadası'da bulunur. Türkiye'de bulunan deniz kulağı (lagün) oluşumlarından biridir.

Ölüdeniz, adı gibi durgun bir göl niteliğindedir. En fırtınalı günlerde Belceğiz kıyıları dalgalarla boğuşurken, Ölüdeniz'de sadece çırpıntılar meydana gelir.

Ancak durgun gibi gözüken Ölüdeniz, gözle görünmeyen üç nedenle kendini hemen her gün yenilemektedir. Bunlardan ilki, Ölüdeniz'de mevcut yoğun kaynak suyu çıkışları, dipte içeriden açıkdenize doğru bir akıntı yaratmaktadır. İkincisi, bu kaynak sularının yarattığı tuz farkından dolayı açıkdenizden içeriye ve dışarıya devamlı bir sirkülasyon oluşmasıdır. Üçüncüsü ise gel-git etkisi ile iki-üç günde bir deniz ortalama yarım metre yükselir ve alçalır. Bu da büyük miktarda deniz suyu giriş ve çıkışı sağlamaktadır.

Görülmeye değer yerler

1500 m. yukarıdan Ölüdeniz
Kelebek Vadisi
8 Şubat 1995'de 1. derecede doğal SİT ilan edilen ve her türlü yapılaşmaya kapatılan kayalık ve çamlık vadide milyarlarca kelebeğin kayalarda, ağaçların gövdelerinde ve yapraklarında bulunup etrafı sarmasından dolayı bu ismi almıştır.[2]

Vadiye ulaşım Ölüdeniz'den dolmuşlarla veya Ölüdeniz'deki sahilden kalkan teknelerle sağlanır. Kelebekler vadisi kumsalında konaklama tesisi yoktur. Çadır kurularak ya da üzeri çalı ve yapraklarla kaplı çardaklarda, ağaç dalları arasına kurulmuş teraslarda konaklanmak mümkündür.


Gemile Adası
Ölüdeniz beldesinde batısında ve takriben 7 km. uzağındadır. Adada M.S. 5-13. yüzyıllarda yapıldığı anlaşılan Bizans ve Roma devirlerine ait ev, depo, sarnıç ve kilise kalıntıları bulunmaktadır. Gemile Adası, koruması gerekli tarihi değerlerden biridir.


Fethiye
Antik çağda "Telmessos", yakın çağda "Meğri", 1934'den itibaren Fethiye adını alan ilçe Roma-Bizans devirlerinden kalma lahitler, ünlü Aminthas tapınak mezarı ve müze turistlerin ilgisini çeken mekânlardır. Fethiye halk pazarı da son zamanlarda ilçeye gelen yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olmaya başlamıştır.


Ölüdeniz'de günübirlik deniz turları
Fethiye sahilinde ve Ölüdeniz sahilinde bulunan teknelerle yapılan gezilerde Aya Nikola Adası, Gemile Koyu, Karacaören, 12 adalar ve Göcek'i gezmek mümkündür.

12/06/2007 09:01:00 AM

Statue of Liberty



Liberty Enlightening the World (French: La liberté éclairant le monde), known more commonly as the Statue of Liberty (Statue de la Liberté), is a large statue that was presented to the United States by France in 1886. It stands at Liberty Island, New York in New York Harbor as a welcome to all visitors, immigrants, and returning Americans. The copper patina-clad statue, dedicated on October 28, 1886, commemorates the centennial of the United States and is a gesture of friendship from France to America. Frédéric Auguste Bartholdi sculpted the statue and obtained a U.S. patent useful for raising construction funds through the sale of miniatures. Alexandre Gustave Eiffel (designer of the Eiffel Tower) engineered the internal structure. Eugène Viollet-le-Duc was responsible for the choice of copper in the statue's construction and adoption of the repoussé technique.

The statue is of a female figure standing upright, dressed in a robe and a seven point spiked rays representing a nimbus (halo), holding a stone tablet close to her body in her left hand and a flaming torch high in her right hand. The tablet bears the words "JULY IV MDCCLXXVI" (July 4, 1776), commemorating the date of the United States Declaration of Independence.

The statue is made of a sheeting of pure copper, hung on a framework of steel (originally puddled iron) with the exception of the flame of the torch, which is coated in gold leaf. It stands atop a rectangular stonework pedestal with a foundation in the shape of an irregular eleven-pointed star. The statue is 151 feet 1 inch (46.5 m) tall, with the pedestal and foundation adding another 154 feet (46.9 m).

Worldwide, the Statue of Liberty is one of the most recognizable icons of the United States,[2] and, more generally, represents liberty and escape from oppression. The Statue of Liberty was, from 1886 until the jet age, often one of the first glimpses of the United States for millions of immigrants after ocean voyages from Europe. Visually, the Statue of Liberty appears to draw inspiration from il Sancarlone or the Colossus of Rhodes.

The statue is a central part of Statue of Liberty National Monument, administered by the National Park Service.

http://en.wikipedia.org/wiki/Statue_of_Liberty ALINTI...

12/06/2007 02:05:00 AM

Hawaii



The State of Hawaii (IPA: /həˈwaɪi, həˈwaɪʔi/) (Hawaiian: Mokuʻāina o Hawaiʻi), is an archipelagic U.S. state located in the Central Pacific, south of Alaska, north of Tahiti, and 2,300 miles (3,700 km) from the Continental United States.[2] Politically, Hawaii is considered to be a part of the North American continent.

The state encompasses nearly the entirety of the volcanic Hawaiian Island chain, which is made up of hundreds of islands spread over 1,500 miles (2,400 km). Of these, the eight largest islands are considered the "main islands" and are located at the southeastern end of the archipelago. In order from the northwest to southeast, they are Niʻihau, Kauaʻi, Oʻahu, Molokaʻi, Lānaʻi, Kahoʻolawe, Maui, and Hawaiʻi. The last is by far the largest, and is very often called the "Big Island" or "Big Isle" to avoid confusion with the state.

The state was admitted to the Union on August 21, 1959, making it the 50th state. Its capital is located in its only city, Honolulu on the island of Oʻahu. The most recent census puts the state's population at 1,211,537.

In American English, Hawaii is pronounced in varying approximations to the original. From most to least anglicized, there is IPA: /həˈwaɪiː/, /həˈwaɪʔiː/, /həˈvaɪʔiː/). In the Hawaiian language, /həˈʋəiʔi/, there is also some variation, as Hawaiian IPA /ʋ/ varies from [v] to [w].

The State of Hawaii has two official languages recognized in its constitution adopted at the 1978 constitutional convention: English and Hawaiian. Article XV, Section 4, specifies that "Hawaiian shall be required for public acts and transactions only as provided by law" [italic added]. Hawaii Creole English (locally referred to as 'Pidgin') is the native dialect of many born-and-raised residents and is a second dialect for many other residents. After English, the second- and third-most spoken individual languages are Ilokano (most are bilingual in Wikang Filipino) and Japanese, respectively. Significant European immigrants and descendants also speak their native languages; the most numerous are Spanish, German, Portuguese and French.

As of the 2000 U.S. Census, 73.44% of Hawaii residents age 5 and older speak only English at home. Tagalog speakers make up 5.37% (which includes non-native speakers of Wikang Filipino, the national co-official Tagalog-based language), followed by Japanese at 4.96%, Ilokano at 4.05%, Chinese at 1.92%, Hawaiian at 1.68%, Spanish at 1.66%, Korean at 1.61%, and Samoan at 1.01%[23].


http://en.wikipedia.org/wiki/Hawaii ALINTIDIR...

12/05/2007 12:27:00 AM

İSTANBUL


Bulutlu bir günde arkaplanda tarihi yarımada ve Kız Kulesi


Satellite photo over Istanbul and the Bosphorus

Istanbul (Turkish: İstanbul, historically Byzantium and later Constantinople; see Names of Istanbul) is Turkey's most populous city, and its cultural and financial center. The city covers 25 districts of the Istanbul province. It is located on the Bosphorus Strait, and encompasses the natural harbor known as the Golden Horn, in the northwest of the country. It extends both on the European (Thrace) and on the Asian (Anatolia) side of the Bosphorus, and is thereby the only metropolis in the world which is situated on two continents. In its long history, Istanbul served as the capital city of the Roman Empire (330-395), the Byzantine Empire (395-1204 and 1261-1453), the Latin Empire (1204-1261), and the Ottoman Empire (1453-1922). The city was chosen as joint European Capital of Culture for 2010. The historic areas of Istanbul were added to the UNESCO World Heritage List in 1985.

http://en.wikipedia.org/wiki/Istanbul ALINTI